"
Bilgiler Kemençeviler Yapımcılar İz bırakanlar Fotoğraflar Ses kayıtları
<< anasayfa >>

kaynaklar

Haldun Menemencioğlu

Fikret Karakaya

Cenap Başoğul

Dr.Nazmi Özalp

Şener Dinçer

Sercan Halili

Erhan Bayram-1

Erhan Bayram-2

Erhan Bayram-3

makale-sempozyum

İhsan Özgen ile Söyleşi

Veyis Yeğin

Veyis Yeğin-2

Nermin Kaygusuz

Cinuçen Tanrıkorur

Can Akkoç

Sercan Halili
 Doğadan Armudi Kemençe


Sesi kullanıyoruz müzik oluyor ya da ses yalın hali ile kısaca bir müzik de olabilir teoride. Nasılsa doğadakini, bu dünyanın içindeki doğallıkları kullanarak müzik yapıyoruz. Doğal olan bir mucizevi ses hazinesine sahibiz . Yine bizlerde doğal bir varlıksak, bu doğal mucizeyi bir başka doğallıkla taklit ediyorsak, ne mutlu bize!


Evet, taklit ediyoruz. Bir bakıma taklit etme sanatıdır müzik. Doğadaki sesleri taklit etme sanatı. Taklit mevzusu hiç de küçümsenecek bir başarı değildir ki zaten bu nedenle taklit sanatı denmiştir. Taklit sanatının dışında, başka kullanılabilecek eylem sözcüğü varsa da o da, kullanmaktır. Evet, hem taklit ediyoruz, hem de kullanıyoruz sonuç olarak. Peki ya kullanırken ya da taklit ederken sahip olduğumuz özne yine bir doğallık ürünü ise? Örneğin bir çalgı; müzik üretilen çalgı, bir Kemençe, klasik olanından.


Doğadayız, kendimizi tutamıyoruz. Belki de müziği en güzel yapan kuşlar gibi ses tellerimizi kullanmaktan yorulduk, elimiz işlesin artık diyoruz ve sesi kullanıp müzik yapacak bir çalgıya ihtiyaç duyuyoruz. En güzel sesi veren ağaçlardan örnekler topluyoruz, hangisi nasıl ses veriyor hangisi ne kadar kıskanıp da sesi bizden sakınıyor, hangisi cimri davranıp güçlü kuvvetli kalıyor ve hangisi hemen boyun eğip kaderine razı kalıyor. Bütün bunları öğreniyor, anlıyor ve kullanıyoruz. Ağaç parçalarına şekiller verirken dahi doğayı taklit etmekten uzak kalmıyoruz kalamayız, zira Klasik Kemençenin diğer bir ismi de ki bu isim onun Kemençe ailelerindeki sınıfını belirtiyor, Armudi Kemençedir. Armuda benzer ve biz yine onu armuda benzetiriz, taklit ederiz. Çıkacak sesi yüzyıllar önce bir yerde toplayıp hacim kazandırmayı yüzyıllar önce öğrenmiş ve yine bunu kullana gelir. Gövdenin içinde bir boşluk doğar, o mucizeyi toplayacak olan boşluktur ve o boşluktaki zengin ses, tıpkı armudun aynı şekilde kesilmiş görüntüsünde ortaya çıkan çekirdeklerin iki yanda oluşturduğu boşluk gibi görünen iki delikten açığa çıkar.


'Gülün ömrü kısa olur ise, uzatırız!' misâli, Türk boylarının o en meşhur ve önemli eşyası, yayın doğuşu? Yayın (arşe de denebiliyor), At'ın kuyruğu ile buluşması. İnsana en yakın hayvan denir At için. Onun kuyruğundan elde edilen kuyruk telleri öyle güzel bir araya gelir ki onları birleştirmek için hayvan derisi avuç içine tutamaç olur. Derinin ve at kuyruğunun arkasından bağırsaktan yapılmış teller yetişir. O yarım armudi Kemençenin üzerine serilir, bir değil üç tane. Üçüncüsü her ne kadar tamamen bağırsaktan oluşmasa da eskiler bu şekilde kullanıyordu. Şimdilerde bağırsağın üzerine sarılmış gümüş teller bu sesin peşinde ancak gümüşü de doğamızın bir parçası kabul edebiliriz, bu tür doğallık kavramları içerisinde.


Doğadan gelen parçalar birleşti. Hepsi o mucizevi ses için beklemede. Teller sabırsız, At'ın yadigarları sabırsız ancak yeşil örtünün damarlarında ki kana ihtiyacı var yayın. Bütün toz taneleri teker teker işliyor kılların içerisine. Beyaz bir kılıf gibi sarıyor. Tellere dokunuyor ve ahenk içerisinde sesin, müziğin ya da nasıl tarif edilirse, ruhun çıktığını, çalgının konuştuğunu duyuyoruz. Duymak yeterli mi? O toz taneleri, doğallığın rüzgarı Kemençenin göğsüne sıçrayarak yayılıyor, müziği sadece duymuyor aynı zamanda görebiliyoruz.


Doğal bir varlık insanın, en doğal kendini dinletebildiği, sesini duyurabildiği çalgı Ney'dir. İnsanın sesini, müziğini, ruhunu aktardığı yürekten gelen nağmelerin ağzı desek yeridir. Ney'e ortak olacak, omuz omuza verip de duygularını paylaştıracak başka bir mucize var ise o da Klasik Kemençedir.


Doğanın mucizesi sesi, doğanın bir başka mucizesi bu çalgı ile doğanın en büyük mucizesi insanın yüreklendirmesidir. Kalp kazandırmasıdır. Öyledir ki, icra ederken, müziğiyle dans ederken burgular kalbe değer. Dokunur güçlüce. Hem Kemençe kalbi hisseder hem de kalp Kemençeyi. Pişmiş ses ile beraber gelen kalp atışları ise doğaya aşık doğanın birbiri ile buluşmasından başka hiçbir şeyi ifade etmez. Cemil Bey'in Kemençeyi ağlatması ya da ninni söyletmesi ise söze gerek bırakmaz.







erhanbayram86@gmail.com



   
kemenceviler@gmail.com