"
Bilgiler Kemençeviler Yapımcılar İz bırakanlar Fotoğraflar Ses kayıtları
<< anasayfa >>

kaynaklar

Haldun Menemencioğlu

Fikret Karakaya

Cenap Başoğul

Dr.Nazmi Özalp

Şener Dinçer

Sercan Halili

Erhan Bayram-1

Erhan Bayram-2

Erhan Bayram-3

makale-sempozyum

İhsan Özgen ile Söyleşi

Veyis Yeğin

Veyis Yeğin-2

Nermin Kaygusuz

Cinuçen Tanrıkorur

Can Akkoç

Sercan Halili

Kaynak:Merhum Cinuçen Tanrıkorur iki bölüm halinde klasik kemençeyi anlatıyor.(Aksiyon Dergisi'nden alınmadır.)

Kemençe (-vi/ci) - I

Sazlarımızın tanıtımına devam ediyoruz. Bugün sıra Kemençe'de. Ankara Radyosunda çalıştığım yıllarda Radyodan çıkıp Sıhhiye'ye doğru yürürken, Dil-Tarih'in önünde sohbet eden üniversiteli gençler elimdeki udu görüp "Aa, kanuna bak!" derlerdi. Bu örnekte de görüldüğü üzere, müzik eğitimimizdeki 75 yıllık fiyaskonun sonucu olarak, Kemençe dendiğinde halkımızın aklına hemen Doğu Karadeniz bölgemizde kullanılan Laz Kemençesi gelir. Hani şu, düğün-dernekte horon edenleri "Ha uşak ha!" diye şevklendiren, üst ucu yürek biçimindeki, kabarık göğüslü, keman gibi dilli, çoğunlukla ayakta çalınan, ama pek fazla parmağa da, pozisyona da ihtiyaç göstermeyen şirin saz. Ne var ki bu sazla, klasik müziğimizde kullanılan sürahi biçimindeki tavşan kulaklı saz arasında, isimleri ve yayla çalınmaları dışında hiçbir benzerlik yoktur. Şekil, yapı, işçilik, süsleme gibi farklar bir yana, iki saz arasında icra tekniği açısından da çok temel bir fark vardır ki, birinin (Laz kemençesinin) tellerine parmaklarla basılarak çalınmasına karşılık, 'armudi kemençe' de denen klasik kemençenin tellerine parmak uçlarıyla basılmayıp, tırnakların yuvarlak yüzeyi yandan değdirilerek tellerin hafifçe itilmesidir. Bunun sebebi, sazın üç telinin perdelikten 7 ila 10 mm yüksekten geçmesidir ve orta teli 29.5, dış telleri 26 cm boyundaki küçücük bir sazda tellerin basılarak sapa yapıştırılması zaten imkansızdır. Bu yüzden klasik kemençenin -Laz kemençesinin aksine- tel boylarını eşitleyen bir baş eşiği de yoktur. Sazın ölçüleri bir yandan, tırnakların yuvarlak yüzeyinin düz olan tellere sadece bir noktada teğet olabilmesi öbür yandan, denebilir ki kemençe -artık maalesef kaybolmakta olan Rebab'ımız gibi- musikimizin doğru (sağlam) perde basılması en güç olan sazıdır. Özellikle Muhayyer (ince La) perdesinden sonraki aralıklar tize doğru hep daha küçüldüğünden, falso riski artar (iki perdeyi aynı parmağı ileri-geri kaydırarak basmak bu yüzden zaruret haline gelir). Kemençe kelimesi, yayla çalınan sazların, Farsça 'yay' anlamındaki keman kelimesinden türemiş ortak adıdır. Arapların rebab dediği bu türe eski Türkler 'oklu' anlamında "ıklığ" diyorlardı ki bütün yaylı sazların en kıdemli atasıdır. 10 ila 15. yy.larda yalnız Arap ve Bizanslıların değil, İranlılarla Türklerin de kullandığı kaynaklardan anlaşılan ve 18. yy. sonlarına kadar Türk musikisinin tek yaylı sazı olan Kemançe'nin yerini, Batının önce Viola d'amore'si (sinekemanı adıyla), sonra da Violino'su (keman) aldı. Ama Laz kemençesi Karadeniz horonları sayesinde, armudi kemençe ise 19. yy. ortalarına doğru girdiği fasıl topluluğu içinde günümüze kadar gelebildi. Türk musikisinin bu en küçük sazı, boy-bosundan umulmayacak güçte bir ses yüksekliğine ve tınısına sahiptir (sesler, diğer telli sazlarda olduğu gibi teli kısmen sağırlaştıran parmak ucu etinden değil, tırnağın sert boynuzsu yapıdaki yüzeyinden elde edildiği için). Herhalde müziğimizin, en kalabalık topluluklarda dahi sesi rahatça (çok defa da maalesef rahatsız edercesine) duyulan en dişi iki sazından biri kanunsa, öbürü kemençedir. Aslında karaağaç, karadut, dikenli ardıç, maun veya pelesenk çeşitlerinden birinden 42x16x6 cm ölçüsündeki bir takozun; sadece içi oyulmak, tekne, boyun ve kafa'sına gereken şekil verilmek, kapak, burgu ve tel takılmak suretiyle bu kadar zarif bir sanat şaheseri haline gelebileceğini hayal etmek bile zordur. Kesidi minik bir kayık gibi olan teknenin tabanı 6-10, yanları ise 3 mm.ye kadar oyulup yuvarlak sistreyle tesviye edilir. Kafa da denen boynun (sap veya burguluk) kalınlığı gövdeye yakın yerde 13, uçta 9 mm.dir. Sazın 28 cm boyundaki teknesi, orta sıklıkta düzgün elyaflı yağsız selviden, hafifçe kavisli ve ortası 4-5, kenarları 2-3 mm kalınlıkta bir kapak'la kapatılır. Kenarlara ince fileto konur, ancak kapak cilalanmaz. Kapağın "tel takozu" denen kuyruğa yakın kısmında, sırtları dışarıya doğru D şeklinde simetrik iki delik vardır (4x3 cm). Bu deliklerin üstünde (sapa daha yakın) eskiden ardıç (bugün kelebek) ağacından yapılan bir eşik vardır (kuyruktaki tel takozundan gelen teller bunun üzerinden atlayarak burgulara ulaşırlar). Eşiğin sağ ayağı göğse, sol ayağı ise (Neva telinin hizasında), sık elyaflı ladinden 5-6 mm çap ve 3-5 cm yükseklikte, tellerin titreşimini tekneye ileten "candireği"ne basar. İşte yine yerimiz bitti, ama Kemençe bitmedi sevgili okuyucular. Yazıyla saz tanıtımı çok ciddi bir iş. Tarihlerde, tariflerde saçmalamak çok kolay. Yalap-şap iş yapmak da bizim prensibimiz değil. Bu yüzden kemençeye yapım özellikleri, başlıca yapıcıları ve icracıları ile gelecek yazıda devam edeceğiz.

Kemençe (-vi/ci) - II

Geçen yazıda Kemençe'nin sadece "candireği"ne kadar gelebilmiştik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sırtta burgulara yakın yerde başlayıp kuyruk takozuna yakın yerde sivrilerek biten sırt oluğu, saz bittikten sonra ince zımparayla son akortların yapıldığı, kemençenin göğüsten sonraki en önemli ve hassas elemanıdır. Bu oluğun en geniş yerinde ise (eşiğin tam altı) 3-4 mm çapında, etrafı bazen sedef çiçek motifiyle süslü bir delik açılır ki görevi tiz perdeleri maskeleyip bas perdeleri yükseltmektedir. Bütün bu işler tamamlanınca sazın teknesi gomalakla cilalanır. Kemençeye belki de bütün sevimliliğini veren burguları (tavşan kulağını andırdıkları için kulak adı verilmiş olabilir), süslü sazlarda yılan, fildişi, abanoz veya pelesenk, sade sazlarda zerdali, badem veya akgürgen gibi ağaçlardan yapılır ve 14-15 cm boyunda olur. Burguların en geniş (akort için tutulup döndürülecek) kısmı ise 21 mm.dir. Boylarının normal saz burgularından uzun olmasının bir sebebi kısa kalın tellerin momentini dengelemekse, diğer bir sebebi de sazın iki noktadan tesbitli olarak tutulmasını sağlamak olabilir: kemençe, kuyruk takozu sol dize (bazen de iki diz arasına) konmak ve burgularından göğse (kalbe) dayatılmak suretiyle tutulur; tellere yandan değen sol elle yayı çeken sağ el de icrayı sağlar (yay durumlarına göre saz sol el ayası içinde sağa-sola hafifçe döndürülebilir). Burgunun 1 cm.i kafadan arkaya çıkar; kafaya giren 6 cm.lik kısım kesik koni, kalan 8 cm.i de tavşan kulağına veya laleye benzer çeşitli şekillerdedir. Kemençenin üç telinden ikisi (Rast ve Neva) bağırsaktan, üstteki ilk telse (Yegah) gümüş sargılıdır. Üst ve alt tel 25.5-26, orta tel 29.2-29.5 cm uzunluğunda; üst tel 0.8, orta tel 1.5, alt tel 1 mm kalınlığındadır. Saz ortalama 60 cm uzunluğunda, esnemeye dayanıklı yılan, abanoz vb. sert ağaçlardan yapılmış, avuç içi yukarıya bakacak şekilde tutulan bir yayla çalınır. Tellere sürtülen 150-200 civarındaki at kılına, kaymasın diye -keman yayındaki gibi- reçine sürülür. Yayın sapa yakın 10 cm.lik deri kaplı kısmına sokulan orta parmak (gerekirse yüzük parmağı) vasıtasıyla at kılı gerdirilir. Yayın burnu ise at kuyruğu gibi bir süs püskülüyle bitirilir. Doğudan batıya geçtiği kesin olan yaya at kılı takma adetinin, şaman kopuzunda, tuğ adlı en eski ritm sopasında ve rebabda da görüldüğü üzere, Türklerde ata verilen kutsal değerden kaynaklandığı açıktır (bkz. M. R. Gazimihal, Asya ve Anadolu Kaynaklarında Iklığ; Curt Sach, The History of Musical Instruments). Ayrılmaz davul-zurna ve ney-tanbur ikilisi gibi, kemençenin ayrılmaz arkadaşı da yüzyılımız başlarına kadar lavta'ydı. Sakız çingenelerinin elinde lira adıyla kullanılan bu saz, eski Pera tavernalarında sadece lavtanın tempo tuttuğu bir oyun havası sazı iken, büyük dahi Tanburi Cemil Bey'in, hocası Vasil'in elinde görüp gönül verdiği bu saza ilgi duyması ve kısa zamanda en üstün seviyeye çıkarması sayesinde aynı zamanda asil ve zarif bir fasıl sazı oldu. Bunda, artık bütün müesseseleriyle çökmekte olan bir imparatorluğun hüznüne ve Türk zevkıne, keman sesinden çok daha yatkın gelmiş olmasının etkisi açıktır. Sırası gelmişken, merhum şair Besim Berkmen'in "Kemençe'ye" adlı şiirinden bir bölümü vermek istiyoruz (şairin ruhunu da böyle şad etmiş oluruz): Ta yürekten kopuyormuş gibi hummalı sesin, Neye ağlar gibi, sızlar gibi titrek nefesin?.. Nesin? Hasret mi, kırık kalp mi, yıkık aşk mı, nesin? Ne kadar içli eninsin, ne hazin sende niyaz!.. Normal kemençeden 1-2 cm daha büyüğü olan Kaba (Büyük) Kemençe'yi de yaptıran Cemil Bey ayrıca, sazda hiçbir değişiklik yapmadan Kemençeye dördüncü (kaba Rast) telini ilave etmiş ve plaktaki ünlü Pesendide taksimini bu 4 telli kemençeyle yapmıştır. Ancak bu sazın, Sadettin Arel'in 1933'te yaptırdığı dörder telli ve tel boyları eşitlenmiş Kemençe Beşlemesi ile (soprano, alto, tenor, bariton, bas) hiç ilgisi yoktur. Bugün İTÜ Türk Müziği Konservatuarında üç telli klasik kemençe ile dört telli Arel kemençesi -sözümona çağdaşlık ve ilericilik etiketi olarak- birlikte öğretilmektedir. Eskiden -diğer sazlarımız gibi- siyah veya yeşil kadifeden ağzı kordonla büzülmüş bir torbada taşınan (ve kordonundan redingotun iç cebindeki düğmeye asılan) kemençe, son zamanlarda içi kavak (veya akume) kontrplak, dışı vinylex, sazı ve yayını alan saplı-menteşeli şık bir kutu içinde taşınmaktadır. Bilinen en eski büyük kemençe yapıcıları Büyük İzmitli, Vasil ve Baron'dur (adları -silinmemişse- tekne içindeki etikette veya kapak altında yazılıdır). Bu büyük isimlerden sonra gelen iyi kemençe yapıcıları ise Haldun Menemencioğlu (Haluk Recai), Reşat Uca ve İhsan Özgen'dir. Kemençevi veya Kemençeci olarak bilinen sazın en iyi icracılarını ise şu şekilde sıralayabiliriz: Vasil, Tanburi Cemil, Nikolaki, Samiye Morkaya, Anastas, Sotiri, Mes'ud Cemil, Ruşen Kam, Hadiye Ötüken, Haluk Recai, Cüneyd Orhon ve İhsan Özgen. Sanatçıların görüş birliği halinde olduğu en iyi genç isimlerse Hasan Esen, Derya Türkan ve Neva Özgen'le Furkan Bilgi'dir. Not: Bu yazının hazırlanmasındaki yardımları için, kültür adamı, müzik araştırmacısı, İstanbul Radyosu kemençe sanatçısı ve kemençe yapıcısı Fikret Karakaya'ya teşekkür ederim.

   
kemenceviler@gmail.com